Ana Sayfa / Haber
Cumhuriyetimizin 86. Yılında Kültür, Tarih ve Edebiyat 1812 defa okundu    

 

Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında üniversitemiz Hoca Ahmet Yesevi Salonunda Cumhuriyetimizin 86 yıllık kültürel, tarihi ve edebi geçmişinin değerlendirildiği "Cumhuriyetimizin 86. Yılında Kültür, Tarih ve Edebiyat ( Dünü, Bugünü, Yarını)" başlıklı bir panel düzenlendi. Panelin oturum başkanlığını Prof. Dr. Feridun Merter yaparken Doç. Dr. İsmet Emre, " Cumhuriyet Devri Türk Romanının Doğası", Doç. Dr. Sabit Duman, " Çok Partili Sisteme Geçiş", Doç. Dr. Hüsniye Canbay Tatar ise " Cumhuriyet Dönemi: Kültür ve Aydın" başlıklı konuşmalarıyla Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinin geçirdiği merhaleleri siyasi, kültürel ve edebi yönden ele aldılar.

Panelin oturum başkanlığını yapan Prof. Dr. Feridun Merter'in kültür, toplum ve aydın kavramlarını ve bunlar arasındaki ilişkiyi değerlendirdiği kısa konuşmasının ardından Doç. Dr. Sabit Duman'ın, Türk Demokrasisini çok partili sistem merkezinde ele aldığı sunumuna geçildi. Konuşmasına Cumhuriyetin tek partili olarak doğmadığını belirterek başlayan Doç. Dr. Duman, cumhuriyetin, toplumun tüm dinamiklerinin aktif olarak katıldığı bir savaşın neticesinde kurulduğunu aktardı. Verilen Milli Mücadelenin ardından kurulan Cumhuriyetin, batı medeniyetinin altında yatan öğelerin Türk toplumuna uyarlanmasıyla çağdaş ve insancıl bir hüviyet kazandığını aktaran Doç. Dr. Duman, çok partili sisteme geçişin de bu yönde yapılan çalışmaların meyvelerinden birisi olduğunu ifade etti. Milli Mücadelenin ardından düşülen görüş ayrılıklarının Türk toplumunu daha ileriye taşımak adına çaba harcanmasından kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Sabit Duman, bu fikir ayrılıklarının başında da çok partili sisteme geçişte yaşanan sıkıntıların geldiğini aktardı. Çok partili sisteme geçişte yaşanana sosyal ve siyasi sıkıntıları irdeleyen Doç. Dr. Duman, 1929 ekonomik krizinin, dünyada değişen siyasal dengelerin, Türkiye'nin sosyal ve siyasal dinamikleriyle birleşince Türk demokrasisine ve çok partili hayatına ne gibi etkileri olduğunu ele aldı. Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde çok partili sisteme geçiş açısından yaşanan sıkıntıları değerlendiren Doç. Dr. Duman 2. Dünya Savaşı sonrası Türk demokrasisinin ve çok partili sistemin dönüşümünü değerlendirerek sözlerine son verdi.

 


Doç. Dr. Sabit Duman'ın ardından kültürü ve aydını özellikle Türkiye açısından değerlendiren konuşmasıyla Doç. Dr. Hüsniye Canbay Tatar söz aldı. Kültürün inanç, kurumsal ve davranışsal boyutlarını ele alarak kültürün canlılığını irdeleyen Doç. Dr. Tatar, bir topluluğun dünya tasavvuru kurabilme gücünün ve isteğinin kültürün canlılığıyla ilgili olduğunu belirtti. Kültürün devamının insan faktörüyle ilgili olduğunu, kültürün durağanlaştığı, sorulara cevap bulabilme özelliğini kaybetmeye yüz tuttuğu dönemlerde onu ateşlendirecek kişi olarak aydının ortaya çıkması gerektiğini belirten Doç. Dr. Tatar, aydının tanımını yaparak özelliklerini, toplumuna ve insanlığa sağlaması durumunda olduğu katkıları ele aldı. Olgun aydının kültürüne katkı sağlayabileceğini ve kültürel canlılığı doğurabileceğini ifade eden Doç. Dr. Tatar, toplumun içine düştüğü donukluğu ancak olgun aydının ortaya koyacağı entelektüel birikimle aşabileceğini sözlerine ekledi. Cumhuriyetin de devletin ve Türk toplumunun içine düştüğü sıkıntıların neticesinde ortaya konulan bir çözüm yolu olarak önem taşıdığı belirten Doç. Dr. Tatar, cumhuriyet dönemindeki aydın ve kültür ilişkisini değerlendirdi.

Romanın ve Türk Romanının yaklaşık yedi yüz yıllık tarihini ele alarak " Cumhuriyet Devri Türk Romanının Doğası" başlıklı konuşmasına başlayan Doç. Dr. İsmet Emre, romanın, batı toplumunun kendisini dünyanın sahibi olarak görmeye başladığı noktada ortaya çıkan bir sanat dalı olduğunu vurguladı. Doğasında aşırı derecede dünyeviliği barındıran bir sanat eseri olarak romanın, yine bu sebeple sekülerleşmeyi bünyesinde barındırdığını ve belki de bu sebepten roman ile Türk toplumu ve aydınının ilişkisinin sıkıntılı başladığını belirten Doç. Dr. İsmet Emre, bu sıkıntının getirdiklerinin uzun yıllar aşılamadığını, batılı anlamda ilk romanın, roman sanatının Türk toplum hayatına girmesinin 30 sene sonrasında Aşk-ı Memnu ile ortaya konduğunu ifade etti. Dünyevileşmeyi, her olayı, ilişkiyi, eylemi dünyadan hiçbir zaman ayrılmayacakmış gibi yapan insanlarla dolu bir anlatımda ele bu roman ve benzerlerinin, dünyeviliğe müsaade eden Cumhuriyet rejimiyle birlikte çoğaldığını aktaran Doç. Dr. Emre, sistemin dünyeviliğe müsaade ettiği ölçüde romanın geliştiğini aktardı. Yüzünü bütünüyle batıya dönen ve batıyı romancıya hedef gösteren bir Cumhuriyet düzeni içerisinde hayatı ve insanı tüm dünyeviliğiyle kucaklayan romanın aşama kat ettiğini belirten Doç. Dr. Emre, Cumhuriyet rejiminin kendisini meşrulaştırmak adına batılılaşma dozunu yüksek tuttuğunu, anlaşılabilir bu tavrın halka yayılmasında roman ve romancıların büyük etkisinin olduğunu ifade etti. Batılı estetik değerlerin ve batı kültürünün, ideolojik öğelerden uzak " pembe aşk romanları" aracılığıyla toluma yayıldığını aktaran Doç. Dr. Emre, Türk Romanının zamanla bu aşamaları da geride bıraktığını belirtti. Ayrıca, başta Peyami Safa olmak üzere doğu-batı sentezini ele alan romanların yanı sıra milli mücadele dönemini ve o dönemin ruhunu esas alan romanların da yazıldığını ifade eden Doç. Dr. Emre, 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan karamsar havanın romana da yansıdığını bunu sonucunda da bireyselliğin, nihilizmin ve post modernizmin öne çıktığı bir roman anlayışının geliştiğini aktardı. Bu roman anlayışının yanı sıra aynı dönemde köy enstitülerinin etkisiyle köy romanının, neo natüralist ve Marksist bir çizgiyle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Emre, 1970 sonrası hapishane ve işkence romanını da değerlendirdi. 1980 sonrası oluşan siyasi havanın popüler İslami romanı doğurduğunu, ayrıca darbe romanının da öne çıktığını belirten Doç. Dr. Emre, bireyselliği merkezine alan, ideolojiler üstü ve aydın bir tavırla beslenen Tanpınar, Atılgan ve Atay'ın öncüsü olduğu bir roman geleneğinin kökleştiğini ifade ederek bu geleneğe bağlı olarak post modern düşünceyi insan ruhunun derinliklerine yansıtan romancıların ortaya koydukları eserleriyle günümüzün Türk romanına damgalarını vurduklarını belirtti. Demokrasilerin gelişmesine paralel olarak romanın toplum hayatına daha da katkı sunacağını belirten Doç. Dr. İsmet Emre'nin konuşmasının ardından panelde soru-cevap bölümüne geçildi ve panel sona erdi.

 
Spam Traps