Ana Sayfa / Haber
Medeniyet Meselesi 895 defa okundu    

İnönü Üniversitesi Felsefe Topluluğu öğrencileri tarafından "Medeniyet Meselesi" konulu konferans düzenlendi.

Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonunda düzenlenen ve konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ş.Teoman Duralı katıldı.



Konuşmasına insanın oluşumuyla başlayan Prof. Dr.Ş.Teoman Duralı şunları söyledi: "Öncelikle insan denen bilmece ile işe başlayalım. Kabul görmüş görüşe göre, (tabi bunların kanıtlanması mümkün değil) insanın nerede, nasıl ortaya çıktığı konusunda bir fikri kabul var. O da şu;  bugünkü insan Afrika 'da ortaya çıkmış, biz bu insanın atasına beşer diyoruz ve zaman olarak da 200 bin yıl öncesi düşünülüyor, burada ortaya çıkan beşer,100 bin yıl zarfında Afrika'nın sahra altı denilen bölgesi ile Avrupa'nın bütün mıntıkalarına yayıldığı düşünülmektedir. İlk dönemlerde beşerin büyük ölçüde leş tükettiği varsayılmaktadır. Yani yırtıcı hayvanların avlandıktan sonra bıraktıkları leşleri, insan tüketiyor,  ama çok garip bir şey ki insan, bunları çiğ olarak tüketemiyor, bu sebeple yiyecekler pişirilmiştir. Ateş oldum olası var, ancak, beşer ateşin nasıl yakıldığını bilmiyor. Ateşi hazır kullanıyor. Bu sebeple mevcut ateşin sönmemesini sağlıyor. Ateşin sönmesine izin vermiyor. Ateş hayati bir önem taşıyor. Ateşin yakıldığı yer ocaktır, ocak, aynı zamanda yuva, ev manasındadır. Ateş sönerse, yuva yıkılır, yaşam sona erer.

İlk günden itibaren, ne zaman beşer ortaya çıkmışsa onun yanında bir şey daha kendisini göstermektedir.  O da kültür dediğimiz olay. İnsan ve kültür çakışan, örtüşen iki olaydır. Beşer, doğaya karşı son derece beceriksiz ve dayanıksızdır. Kılı, postu yoktur. Kasları gelişmemiştir. Bu bakımdan dünyaya hazır gelmeyen beşer, belli bir organını kullanarak hayatta kalmayı başarmıştır. O da aklıdır. İnsanın en önemli, en hayati aleti, silahı, dayanağı, aracı, aklıdır. Bu akıl sayesinde ayakta kalmaktadır. Aklı, dünyaya geldiğimiz günden itibaren geliştiremiyoruz. Geliştirmemiz için belli bir süreçten geçmemiz gerekiyor. Bu sürece eğitim diyoruz. Eğitim alarak aklımızı kullanmayı başarıyoruz. O eğitim ile bize gelen, geleneklerdir. Bizden öncekilerin edindikleri tecrübeleri, sonraki nesillere aktarmaya gelenek diyoruz. Bu eğitimi, ilk olarak bizi dünyaya getiren annemizden almaktayız. Bu sebepten İslam terminolojisinde topluma ümmet denilmiştir. 'Üm' Arapçada 'anne' demektir. Ümmet, anne kucağından çıkan, anne bağrından kopan topluluk anlamına gelmektedir. O anlamda anne çok önemlidir ve hanımların ne kadar ağırlık taşıdığını görelim. Dünyaya biyolojik bir varlık olarak geliyoruz. Dünyaya geldikten sonra bir devrim yaşıyoruz. O da beşerden insana geçiş. Dünyaya gelip de eğitim almaya başlayan, eğitilen ve kültürün bir parçası olmaya başlayan birey, insanlaşmaktadır."

Kültürün üç ana sütunu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Duralı şöyle devam etti: "Dil, din, zanaat, bu üç unsurdan birini barındırmayan toplum olmamıştır. İşleri nasıl yürüteceğimizi, neyi nasıl yapacağımızı, bizi bize bildiren inançlarımızdır. Bütün topluluklarda biz din kavramını görüyoruz.  Doğa ötesi inançlar, din sayesinde gündelik hayata nüfuz etmiştir.

Öbür unsur ise zanaat, tekniktir. Beşerin doğa ile mücadelesinde madden ve manen doğaya vereceği cevapları yetersiz kaldığında, kendi çıkış yolunu alet vasıtasıyla açmıştır. Alet imal etme becerisine, zanaat diyoruz. İnsan o alet ile doğayı kontrol altına almayı başarmıştır.

Dil geleneğin aktarılması ve yayılması, geleneğin yayılmasına da görenek denir. Aynı nesilden olan insanların birbirleri ile teması, görenektir. Göreneğin var olması için dil, vazgeçilemez bir şarttır. Dil insana mahsustur. Başka hiçbir varlık da görmüyoruz.  Dil toplumdan topluma değişen, kültürlere göre farklılık gösteren ve yalnızca bildirişmeye yaramayan bir unsurdur. Dil, fikir üretmeye de yarayan bir olaydır ve dilin dayandığı olağanüstü bir unsur vardır. Bu unsur kavramlardır, kavramlı düşünme insana mahsustur.

Felsefe nedir sorusunu sorarlar, felsefe hakkında bilgisi olmayan insanlar. Felsefe, akıl yürütmedir. Akıl yürütme işini araştırır. Hızlı bir sonuç çıkarmaz ama bütün insani başarıların arkasında akıl yürütme vardır. Örneğin, hiçbir ağacın altında benden masa çıkar diye bir şey yazmaz. Bu olağanüstü uzak sonuçlara varabilmek için akıl yürütmek gerekir. Çıkarım yaparak bu sonuçlara ulaşabiliyor insan. Bir çekirdeği yere attığımızda oradaki şartlarda müsait ise oradan bir şeyler çıkacağı çıkarımı yapabilen tek varlık insan ve bunu aklı sayesinde başarabiliyor. Bu keşfi yaptıktan sonra insan oraya yerleşiyor ve ürünü topluyor. 

İnsan olsun, diğer canlılar olsun hareket etmek istemezler. Eğer şartlar müsaitse, kendileri için gereken temel şartlar mevcutsa oraya oturur ve mecbur olmadıkça hareket etmek istemezler. Bu sabit kalmanın sonucu ise tarımdır. Yerleşik kalmak insanı tarıma götürmüştür. Bu yerleşik kalmanın sonucunda insanlar o bölgeleri yurt edinmiştir. Devlet, daha başka bir olgudur. Devlet kavramı siyasi bir kavramdır. Medeniyetlerin temelleri de yurt denilen bu oluşumlarla atılmıştır."

 
Spam Traps