Ana Sayfa / Haber
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz: Krizin Dip Noktası Geride Kaldı 1024 defa okundu    


15:13 15 Nisan 2010



MERKEZ Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2008 yılının son çeyreğinde ve 2009 yılının ilk çeyreğinde, küresel krizin üçüncü ve en çok tedirginlik yaratan aşamasına girildiğini söyledi. Yılmaz, bu dönemde yaygın olarak kamuoyunda paylaşılan hissiyatın, tüm dünyayı içine alan 'panik' ve 'çöküş korkusu' olduğunu, 2009 yılının Nisan ayından itibaren küresel ekonomik faaliyete ilişkin açıklanan verilerin, krizin dip noktasının geride kaldığına ve dünya ekonomilerinin toparlanma eğilimine girdiğine ilişkin beklentileri kuvvetlendirdiğini belirtti.Malatya İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi tarafından düzenlenen 'Küresel Krizler ve Ekonomik Yönetişim' temalı, 'Turgut Özal Uluslararası Ekonomi ve Siyaset Kongresi'ne katılan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, küresel finans krizi, son dönemde küresel ekonomide ve Türkiye ekonomisinde meydana gelen gelişmelere ilişkin gözlemlerini, kriz süresince Merkez Bankası'nın izlediği para politikası ile aldığı tedbirleri ve para politikası çıkış stratejisini anlattı.İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen kongreyi Malatya Vali Vekili Şükrü Özcan, Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik ile çok sayıda davetli izledi.

'EKONOMİLER KÜÇÜLDÜ'Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz yaptığı konuşmada, ilk olarak krizin çıkış nedeni üzerinde durdu. Yılmaz şunları söyledi:
"Bildiğiniz gibi 2007 yılının ikinci yarısında ABD  konut piyasasında başlayan sorunlar, zamanla tüm dünyaya yayılarak hem finansal istikrarı, hem ekonomik istikrarı tehdit eder boyutlara ulaştı. Krizin ilk ortaya çıkışından bu yana, piyasa oyuncularının ve kamuoyunun tepkilerinin, sırasıyla dört evreden geçtiğini söyleyebiliriz. Bu aşamaları 'inkar etme', 'hayal kırıklığı', 'panik' ve 'umut' evreleri olarak özetleyebiliriz.
İlk aşamada piyasalar, krizin yol açtığı tahribatın boyutunu algılamada güçlük çekmiş, bu arızi durumun kısa bir süre sonra atlatılacağı veya önemli boyutlara ulaşmayacağı görüşünü korumuşlardır. Nitekim 2008 yılının özellikle ilk yarısında, uluslararası finans camiasını en çok meşgul eden konulardan biri, ekonomiler arasında bir ayrışma (decoupling) yaşanıp yaşanmayacağı sorusu olmuştur. Geriye dönüp baktığımızda, ülkelerin krize dayanıklılığının esas olarak dört yapısal unsur tarafından belirlendiğini görüyoruz. Bunları dalgalı kur rejimi, bankacılık sisteminin sağlamlığı, dengeleyici para politikası ve kriz öncesi izlenen mali disiplinin vermiş olduğu hareket alanı baslıkları altında incelemek mümkündür."

'SABİT KUR UYGULAYANLAR DAHA ÇOK ETKİLENDİ'Kriz sırasında sabit kur rejimi uygulayan ülkelerin, dalgalı kur rejimi benimsemiş ülkelere göre krizden daha çok etkilendiklerini anlatan Durmuş Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Dalgalı kur rejimi, sermaye akışının serbest olduğu ülkelerde, piyasalarda ortaya çıkan likidite sıkışıklığına karsı para otoritelerinin esnek bir yaklaşım göstermesine imkan sağlayarak, hızla kötüleşen uluslararası likidite koşulları altında ekonominin aşırı düzeyde daralmasını önleyen bir emniyet supabı görevi görmektedir. Nitekim dalgalı kur rejimi uygulayan ülkelerde iktisadi faaliyette, kriz öncesi ve kriz sırasında daha düşük boyutlu dalgalanmalar yaşandığı gözlenmektedir. Ayrıca dalgalı kur uygulayan ülkelerde iktisadi faaliyetteki toparlanma da, sabit kur uygulayan ülkelere nazaran daha güçlü yaşanmaktadır."

'BANKALARIN DAYANIKLILIĞI'Ülkelerin krize dayanıklılığını belirleyen ikinci yapısal unsurun bankacılık sisteminin yapısı olduğunu kaydeden Merkez Bankası Başkanı Yılmaz şöyle konuştu:
"Bu dönemde bankacılık sektörünün aktif yapısının kalitesi, kaldıraç oranlarının yönetilebilir bir seviyede tutulması ve düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin tavizsiz uygulanması gibi etkenler, mali piyasalarda yaşanan tahribatın ve ortaya çıkan kredi tıkanıklığının boyutunun sınırlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak krizin olumsuz etkilerinden bütünüyle kaçınmak elbette mümkün olmamıştır. Nitekim dünya ekonomilerinin çeyreklik büyüme hızları incelediğinde, 2008 yılı son çeyreğinde ülkelerin yaklaşık yarısında iktisadi daralma yaşandığı, 2009 yılının ilk yarısında ise dünya ülkelerinin yüzde 90'ından fazlasında ekonomilerin küçüldüğü görülmektedir."

'İNKAR YERİNİ ÖFKEYE BIRAKTI'2008 yılının ilk yarısının krizin yol açacağı problemlerin piyasalar tarafından ıskontoedildiği bir dönem olduğunu belirten Başkan Yılmaz şunları söyledi:
"Alınan bir takım para politikası önlemlerine rağmen finans piyasalarındaki problemlerin, defalarca ve gittikçe sıklaşan aralıklarla su yüzüne çıkması neticesinde, küresel kriz ikinci evresine girmiş ve bu evrede 'inkar' ve 'reddetme' duygusu yerini 'hayal kırıklığı' ve 'öfkeye' bırakmıştır. Bu dönemin temel özellikleri, risk algılamalarındaki bozulmanın etkisiyle para piyasalarının durma noktasına gelmesi, bankaların içine düştükleri likidite sorunları, varlık fiyatlarında meydana gelen sert düşüş, tahsili gecikmiş alacaklardaki artış, bilançolar üzerinde ağır hasar yaratan zararlar, birçok banka ve yatırım kuruluşunun zor duruma düşmesi ve hatta iflası olarak özetlenebilir."
2008 yılının son çeyreğinde ve 2009 yılının ilk çeyreğinde küresel krizin üçüncü ve en çok tedirginlik yaratan aşamasına girildiğini kaydenen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz şunları anlattı:
"Bu dönemde yaygın olarak kamuoyunda paylaşılan hissiyatı, tüm dünyayı içine alan 'panik' ve 'çöküş korkusu' olarak özetleyebiliriz. 2009 yılının ilk aylarında küresel krizin dünya ekonomileri üzerindeki etkisinin derinleşmesi, dünya ticaret hacminin görülmemiş boyutlarda daralması, ülkelerin hemen hemen tamamının iktisadi küçülme ile karşı karşıya kalması, issizlik oranlarının hızla yükselmesi, özetle 1929 yılından bu yana dünyanın ilk kez bu boyutta bir iktisadi buhran ihtimali ile yüzleşmesi, küresel ölçekte ve uzun süreli bir depresyon dönemine girildiği yönündeki kaygıların zirve yapmasına neden olmuştur. Özel sektörün toplam yatırım ve tüketim harcamalarını azaltması ile birlikte ortaya çıkan şiddetli talep daralmasını telafi etmek amacıyla, hükümetler ve merkez bankaları, bugüne kadar dünyada eşi görülmemiş ölçüde büyük ve kapsamlı önlem paketleri hazırlamışlardır. Yaşanan krizin boyutu ve ekonomik faaliyetteki gerilemenin eş zamanlı olarak tüm dünya geneline yayılması, alınan önlemlerin zamanında ve diğer ülkeler ile koordineli bir şekilde uygulanmasını gerekli kılmıştır."

'UMUT DÖNEMİ' BAŞLADI2009 yılının ikinci yarısından itibaren küresel krizin dördüncü ve son aşamasına girilmiş olduğunu belirten Durmuş Yılmaz, "Bu dönemi kısaca, iktisadi faaliyette beliren 'yeşil filizlerin' desteği ile dünya kamuoyunda ortaya çıkan 'umut' dönemi olarak özetleyebiliriz" dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kriz sürecinde uyguladığı para politikası ve Türkiye ekonomisindeki son gelişmelere ilişkinde bilgiler veren Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz şunları belirtti:
 "Bankamızın düzenlediği son iktisadi yönelim anketi sonuçlarına göre iç piyasa ve ihracat siparişlerinde ılımlı toparlanma sürmektedir. Beklentiler tarafında ise, hem reel kesim, hem de tüketici güven endekslerinde iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte dış talebin hala güçlü olmaması ve ihracat ürünlerimizde küresel ekonominin devresel hareketlerine duyarlı ürünlerin ağırlıklı olması, sanayi üretiminin kriz öncesi seviyelere geri dönmesini geciktirmektedir. Toplam talebe ilişkin belirsizlikler, imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaları ihtiyatlı bir duruş sergilemeye sevk etmekte, stok biriktirme konusunda güçlü büyüme dönemlerine kıyasla daha isteksiz davranmalarına neden olmaktadır."

'BANKALAR DÖVİZDE TEMKİNLİ DAVRANMALI'Bankacılık sisteminin, döviz likiditesinin yönetiminde çok daha hassas ve temkinli davranmak durumunda olduğunu vurgulayan Yılmaz, Merkez Bankası'nın kriz döneminde sağladığı imkanların, rehavete yol açmamamasını ve bankacılık sisteminin etkin döviz likiditesi yönetimini sürdürmesini istedi. Bankaların, kendilerine tanınan borçlanma limitleri çerçevesinde Merkez Bankası'ndan döviz depo alabileceklerini anlatan Yılmaz, Bankaların borçlanma limitleri çerçevesinde Merkez Bankası'ndan alabilecekleri döviz depolarının vadesinin de 3 aydan 1 haftaya indirileceğini açıkladı.

TÜRK LİRASI STRATEJİLERİMerkez Bankası Başkanı Yılmaz, Türk Lirası işlemlerine ilişkin izleyecekleri strateji konusunda da şu bilgileri verdi:
"Stratejimiz, likiditenin sistem içindeki dağılımını dikkate alan, bankacılık sisteminin teknik faiz ayarlaması sürecine hazırlanmasını, para piyasalarında ortaya çıkabilecek olası dalgalanmaların azaltılmasını ve öngörülemeyen likidite gelişmeleri karsısında likidite yönetimi esnekliğinin korunmasını amaçlayan bir şekilde hazırlanmıştır. Bu nedenle, gerek çıkış stratejisi çerçevesinde fazla fonlamanın azaltılması, gerekse de teknik faiz ayarlaması operasyonlarının bir bütün olarak ele alınmasına ve aşamalı bir çıkış stratejisi uygulanmasına karar verdik. İlk aşamada, kriz süresince etkin olarak kullandığımız piyasanın ihtiyacından daha fazla fonlanmasını aşamalı olarak azaltılacaktır. Bu dönemde, mevcut durumda olduğu gibi, gecelik para piyasası faiz oranlarının, ilan edilen borçlanma faiz oranı civarında oluşmasına özen gösterilecek, Merkez Bankası'nın ilan ettiği gecelik borçlanma faiz oranı, para politikası açısından referans faiz oranı olma niteliğini sürdürecektir."

'REPO İHALE YÖNTEMİ DEĞİŞECEK'İkinci aşamada ise, son günlerde sıkça gündeme getirilen teknik faiz ayarlaması sürecine geçileceğini anlatan Durmuş Yılmaz, şunları aktardı:
"Bu çerçevede, likidite yönetimindeki operasyonel yapı değişikliklerinin para piyasalarında herhangi bir dalgalanma yaratmaması ve öngörülemeyen likidite gelişmeleri karsısında likidite yönetimi esnekliğinin korunması amaçlarıyla iki adımda yapılmasını planlanmaktayız. İlk adımda, Merkez Bankası'nın gecelik işlemler için ilan ettiği borçlanma ve borç verme faiz oranları değiştirilmeyecek, ancak bir hafta vadeli repo ihaleleri yöntemi değiştirilerek, ihaleler geleneksel yöntemle değil, sabit faiz oranından miktar ihalesi yöntemine göre gerçekleştirilmeye başlanacaktır. Bu aşamada, bir hafta vadeli ihaleler için ilan edilecek sabit faiz oranı, gecelik işlemler için ilan edilen borçlanma faiz oranının 50 temel puan üzerinde tespit edilecektir. Dolayısıyla, bir hafta vadeli repo ihaleleri için ilan edilen sabit faiz oranı para politikası açısından referans faiz oranı olma niteliği kazanacaktır."

'HAFTALIK VE GECELİK FAİZ ARASINDAKİ FARK ARTABİLİR'Teknik faiz ayarlamasının daha sonraki aşaması olarak, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı ile gecelik vadeli işlemler için ilan edilen borçlanma faiz oranı arasındaki farkın artırılabileceğini belirten Yılmaz şöyle konuştu:
"İkincil piyasada oluşan gecelik faiz oranları ortalamasının, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı civarında oluşması hedeflenebilecektir. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı ile gecelik borçlanma faiz oranı arasındaki fark, Para Politikası Kurulu tarafından parasal sıkılaştırmanın gerekli görülmesi halinde politika faiz oranı niteliğindeki bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yükseltilmesi suretiyle artırılabilecektir. Aynı zamanda, kurul tarafından faiz oranında herhangi bir değişikliğe gerek duyulmaması halinde, gecelik borçlanma faiz oranının düşürülmesi yoluyla da bu fark artırılabilecektir. Bu dönemde, gecelik vadeli işlemler için belirlenen borçlanma ve borç verme faiz oranları ile bir hafta vadeli repo ihale faizi arasındaki fark her zaman simetrik olmayabilecek, para politikasının operasyonel çerçevesinin bir unsuru olarak kurul tarafından belirlenecektir."

'KRİZ YÖNETİMİ TEDBİRLERİ GERİ ALINACAK'
Sonuç olarak, kriz sürecinde döviz ve Türk lirası piyasalarına yönelik alınan tedbirlerin bir bölümünün aşamalı olarak geri çekilmesinin planlandığını belirten Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, "Bu çerçevede öncelikle doğrudan kriz yönetimi kapsamında devreye sokulan tedbirler geri alınacak, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çıkış stratejisi temkinli, zamana yayılan ve finansal istikrarı gözeten bir nitelikte gerçekleştirilecektir" dedi.

 

 
Spam Traps