Ana Sayfa / Haber
Çanakkale Zaferi Edebi Eserlerde Yeterince Temsil Edilmiyor 946 defa okundu    



18 Mart Şehitleri Anma Günü nedeniyle üniversitemizde "18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi" konulu bir panel düzenlendi.

İnönü Üniversitesi H.Ahmet Yesevi Salonunda düzenlenen ve ilginin yoğun olduğu panelin oturum başkanlığını  Prof. Dr. Hacı Bayram Kaçmazoğlu yaparken konuşmacı olarak, Doç. Dr. Abdulkadir Baharçiçek ve Yrd. Doç. Dr. Ebru Burcu Yılmaz katıldı.

Panelde ilk konuşmayı yapan  Doç. Dr. Abdulkadir Baharçiçek 'Çanakkale Savaşlarının Uluslararası İlişkilerdeki Yeri' konusunu işledi. Uluslararası ilişkilerde gücün farklı öğelerine değinen  Doç Dr. Baharçiçek konuşmasına şöyle devam etti: "Uluslararası politika bir güç meselesidir. Dolayısıyla dünyada sürekli olarak bir denge oluşturulmaya çalışılır. Bu dengeyi de güçlü ülkeler şekillendirir. Ama 16. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar hakim olan dünya gücü dengesine baktığımızda güçler dengesi ve Avrupa merkezli bir yapının var olduğunu görüyoruz. Bunları anlatmamdaki sebep, Çanakkale savaşlarının dünya siyasetinde uluslar arası politikada  yarattığı sonuçları anlamamız açısından  nasıl bir dünya düzeni olduğunu görmektir. Güç bu düzenin çok belirgin bir unsuruydu. Gücü genellikle başka devletlerin tutum ve davranışlarını etkileyebilme kapasitesi olarak tanımlarız. Yani başkalarına bir şey yaptırabiliyorsanız güçlüsünüz demektir. Gücü sadece tank, top, donanma gibi araçlardan oluşan bir yapı gibi algılarız. Ama en az onun kadar önemli olan bir boyut daha var. Gücü oluşturan diğer öğeler. Oda manevi güç unsurları dediğimiz belki de esas güç. Ama Avrupa merkezli güç anlayışı ve dünya düzeninin temel bakışı biraz  maddi unsurları öne çıkaran bir yapıdır. Çanakkale savaşlarına kadar temel bakış açısı şöyleydi: Batının gücü karşısında hiçbir devlet yada güç  duramaz. Çanakkale savaşı bu temeller üzerine kurulan bütün bu değerleri altüst etti. Bu savaş ondan sonraki 30-40 yıl içerisindeki dünya  düzeninin tamamen değişmesine yol açmasına neden olmuştur. Bir defa manevi güç unsurların maddi güç unsurlarının üstüne çıktığını göstermiştir. Çanakkale savaşı milli mücadele ruhunun başlangıcı olmuştur. 18 Mart zaferi  müttefik ülkelerin uluslar arası politikadaki prestijini sıfırlanması sonucunu doğurmuştur."

"Çanakkale Zaferinin Edebiyatımıza Yansıyan Cephesi" konusunu işleyen Yrd. Doç. Dr. Ebru Burcu Yılmaz ise konuşmasını şöyle sürdürdü: " Milli mücadelemizin dayandığı önemli bir zemin sayılan Çanakkale muharebesi dünya tarihinde çok önemli sonuçlar doğurmuş vahim bir vakadır. Bu savaşın etkileri çok uzun sürmesine ve neredeyse üzerinden bir asır geçmesine rağmen  Çanakkale zaferinin edebi metinlerde yeterince ve layıkıyla temsil edildiğini söyleyemeyiz. Biz de bu edebiyatın eksiklikleri olarak değerlendirilir. Yahya Kemal'in belirttiği gibi "Bizim harp cephelerimiz bin bir safhalarıyla edebiyatımızda yokturlar. Bu yüzden eski savaşlarımız gibi bu savaşlar da yıllar geçtikçe unutulacaklarıdır. " Çanakkale savaşının yaşandığı şartlara baktığımız zaman bu dönemin neden metinlere yansımadığına dair bir çok gerekçeler karşımıza çıkıyor. Öncelikli olarak sıkıntının temeli orijinal kaynaklara ulaşılamamasıdır. O dönem okuma yazma bilenlerin sayısı çok az. Özellikle cepheye gönderilen askerlerin içinde doğu-batı kültürünü iyi bilen okur yazar gençlerin sayısı bir hayli fazladır. Ama bunların bir çoğu şehit düşer. Çanakkale zaferinin edebi eserlerde temsil edilebilmesi için dönemin idarecileri tarafından bir takım teşvikler olmuştur. 1915 yılının  temmuz ayında 20 kişiden oluşan şair, yazar ve sanatçılar heyeti, Çanakkale cephesinde yaşananların halka aktarılması ve orada yaşananların unutulmaması için cepheye gönderilir. Yaklaşık on gün süren bu seyahatten sonra bu heyet, gözlemlerini, duygu ve düşüncelerini şiir olarak kaleme alır ve yayınlamaya başlar. Bu çabalar her ne kadar sınırlı bir katılımla gerçekleşmiş olsa da edebiyatımız adına önemli girişimlerdir. Dil ve yazının en etkin kullanım alanı olan edebiyat, çok önemli bir işlevi yerine getiriyor. Bizlerin geleceği şekillendirirken yazıyla kayıt altına alınmış sağlam bir tarihe ihtiyacımız var."

Oturum başkanlığını yaptığı panelde, 'Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Ulusal Bilinçlenme Köprüsü "Çanakkale"  konusunu işleyen Prof. Dr. Hacı Bayram Kaçmazoğlu ise şunları ifade etti: "Çanakkale aslında bir bilincin son noktası ve bu bilinç gerçekleşmezse her şeyin elden kayıp gideceği hatta tarih sahnesine veda edileceği tarihtir. Dolayısıyla Çanakkale'ye gelene kadar geçen bir dizi olay aslında Osmanlıcılık fikrinden ulusalcılık fikrine doğru bir değişimi, dönüşümü de beraberinde getirir. Dikkat edilmesi gereken bir nokta Osmanlı'nın neden ve niçin yıkıldığını da hesaba katarak değerlendirmek gerekir. Eğer olaylar doğu- batı çatışma merkezli bir bakış açısıyla değerlendirilse tüm değerlendirmeler ya eksik kalır yada yerli yerine oturtulamayacaktır.  Osmanlının devam ettirdiği sisteme sırt çevirmesi yada eski müttefiklerini satması olayı batılılaşma tarihi ile başlar. Asıl siyasal belgesi Tanzimat Fermanıdır. Dolayısıyla bugün Avrupa birliği tartışmalarını yapan Türkiye 1850'li yıllarda zaten bir Avrupa ülkesidir. Osmanlı bu batılılaşma döneminden sonra dışarıdaki ülkelerle yaşadığı sorunlarla uğraşmakla kalmadı, aynı zamanda Fransız eğiliminin tüm dünyaya yaydığı bir takım milliyetçi unsurlarla da  uğraştı."

Yapılan konuşmaların ardından panel sona erdi.

 
Spam Traps